Yazmacılık Ustası Devlet Sanatçısı Ahmet Turan Yaşin

31 Mayıs 2022 06:35 Dünya Esnaf ve Sanatkarlar Derneği 16

Yazmacılık diğer bir  bilinen ismiyle basmacılık alanında ün salmış devlet sanatçısı olmuş Ahmet Turan Yaşin Dünya Esnaf  ve Sanatkarlar Derneği'nin Ahi Enstitüsü ile birlikte çişleri Bakanlığı sivil toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirdiği 'Anadolu'nun ahisiyiz üreten Türkiye'nin hizmetindeyiz' projesine katıldı.  Ahmet Turan Yaşin şöyle konuştu:

 

YÜZYILLARCA OSMANLI MİRASI YAZMACILIĞI GÜNÜMÜZDE YAŞATAN AHMET YAŞİN TURAN:

“HER YAZMA BİR YÖREYİ TEMSİL EDER. BİR DİLİ VARDIR”  

SORU:   Usta bize kendinizi tanıtır mısın?

Ahmet Turan Yaşın: İsmim Ahmet Turan Yaşın, 1975 doğumluyum. Bu mesleği, dede mesleği olduğu için gönüllü olarak, seve seve yapıyorum. Sene 1962’de babam çocukken Sivas Yıldızeli’nden göçüp Tokat’a gelmişler. Mesleğe başlamış, biz onun yanında yetiştik. İlk evimiz atölye halindeydi, o zaman atölyemiz yoktu, evin içerisinde üretim yapardık. Biz kirada oturuyorduk o zamanlar. 3-4 yaşından itibaren şunu getir, bunu götür atölyenin içerisinde mesleğin inceliklerini yavaş yavaş öğrenmeye başladım. Askere gitmeden evlendim, askerden geldikten sonra, bir zamanlar bizim iş sekteye uğradığından yavaş yavaş azalmaya başladı. Artık yöresel kullanımı gitgide azaldığından bazı imkânı olan arkadaşlar serigrafiye döndü, sektörlerini değiştirdiler ama biz hala el baskısında devam ettik. Bunun yanı sıra mesleğe devam ederken birkaç tane farklı sektöre, gıda sektörüne girdim. Hem atölyem devam ediyor hem gıda sektöründe işimi yürütüyordum. 2005-2006’lı yıllarda girdiğim işlerde iflas ettim sektörden dolayı.

MESLEĞİMİ SEVEREK YAPTIĞIM İÇİN, MESLEKTE BANA KARŞILIĞINI VERDİ.

 Soru: Peki İflas edince ne yaptınız ?

Ahmet Turan Yaşın: Ama tabi Yazmacılık devam ediyordu, atölyem kalmadı, bir süre farklı iş kollarında işçi olarak çalıştıktan sonra sene 2009-2010 gibi tekrar atölyemi açtım. Yavaş yavaş, seviye seviye yükselerek belli bir yere geldim. Mesleğimi çok seviyorum ve severek yapıyorum bir de dede mesleği olduğu için, babamınız yanında yetiştik. Bu zamandan sonra farklı bir mesleğe, yeniden bir şey öğreneyim, farklı bir meslek yapayım gibi hiç düşünmedim. Mesleğimi severek yaptığım için, meslekte bana karşılığını verdi. Birçok yurtdışı firmasına ürünler hazırlıyorum. Yeni koleksiyonlar çalışıyorum. Tabi eski yöresel yazmalar kalmasa da, aynı eski usulde, geleneksel halini bozmadan yaptığımız ürünler beğeni ve ilgi alaka görüyor ve kullanılıyor. Şükürler olsun bu günümüze, bu zamana kadar geldik. Bana dedemden kalan tek bir hatıra kalıp var, kalıpları tabi kendimiz yapıyoruz. Bizim 2020 yılında atölyelerimiz yandığından dolayı birçok kalıplar, ürünlerin tamamı yandı. Aşağı yukarı 80-90 yıllık, dedemin belki ilk yaptığı kalıplardan belki daha öncesinden elinde vardı, tek kalan kalıbım bu. Ama mesleğimi çok sevdiğim için sık sık yurtiçi, yurtdışı fuar, festivallere gidiyorum. Konya’da bir yerde bir kalıp olduğunu duydum, baskı kalıbı. Tabii ki meslek 1950’lerde oralarda da yapılırmış çünkü fabrikalar yoktu, tekstil yoktu, herkes elle, el emeğiyle bir şeyler yapmaya çalışıyordu. 1960 yılında mesleği terk etmiş birilerinin yakınlarıyla irtibat kurdum. Kalıpları da muhafaza etmişler, onları aldım, diyebilirim ki en yenisi 80-90-100 yıllık. Bunları da tabi gelen misafirlerime gösteriyorum. Koleksiyonuma ekledim. Şimdi o kadar güzel bir şey ki yapım olarak, şu anda günümüzdeki teknolojiyle dahi yapılamayacak şeyler. Yapılsa da aynı randımanı vermez. Ben bir hata yaptım, bu her bir kalıp deseni bozmayacak şekilde, yapraklarının içerisine, bunu yapan usta kendi kaşesini, imzasını atmış. Bende imzalı çalışmak hoş olmaz diye, ilk etapta tabi yanlış düşünmüşüm, bozdum. EO diye üzerine marka açmış ustası, böyle bir sanat, dediğim gibi günümüzde teknolojiyle dahi bu şekilde bir ürün meydana getirmek mümkün değil. Adamlar zamanında yapmış, yaptığının da hakkını vermişler. Mesleğini dört dörtlük icra etmişler.

BU MESLEKTE USTAYIM DİYEN BİR İNSAN KALIBINI KENDİSİ OYAR,

SORU:   Bunlar ne ağacından yapılıyor?

Ahmet Turan Yaşın: Ihlamur ağacı, şimdi ben bu meslekte ustayım diyen bir insan kalıbını kendisi oyar, kendisi yapar. Baskısını kendisi yapar. Tasarım olayı kişinin iç dünyasını yansıtır, öyle diyeyim. Yani geleneksel, belli klişe ürünler haricinde diğerleri yeni yapılan ürünler kişinin kendi iç dünyasını yansıtır. Boya olayı derseniz, farklı farklı karışımlardan, birçok farklı boya kullanıyoruz. Basit bir kimyagerlik gerektiren bir şey, öyle rastgele, ben yaptım oldu, diye bir şey olmuyor. Günümüzde de dediğim gibi, abartı olmasın el baskısı olarak bu işi geleneksel halde devam ettiren usta kalmadı diyebilirim. Belki tek bir elin parmağını geçmeyecek kadar, onlarında çoğu artık üretim yapmıyor. Bazıları serigrafiye geçti ama insanlarımızda geleneksele, doğala dönüş olduğundan birçok insan bir yerlerden birkaç kalıp temin edip, boya temin edip, ben baskıcıyım, ben yazmacıyım diyen, Türkiye’nin de farklı yerlerinde ustalar var. Benden talep ediyorlar, ustacım kalıp yapıyor musun, yapıyoruz, boyanız var mı, var, hemen birkaç litre boya, birkaç tane kalıp, bu arkadaşlarda yeni yeni sektörde yerlerini alıyorlar.

KULLANDIĞIMIZ AKRAMİN BOYALARI, GAZ YAĞLI BOYA YAPIYORUZ,

SORU:   Boyayı nereden yapıyorsunuz?

Ahmet Turan Yaşın: Kullandığımız tekstil boyası, doğal olmasına dikkat ediyorum. İçinde kimyasal yok desem yalan olur ama zararlı olan hiçbir şey yok. Kullandığımız akramin boyaları, gaz yağlı boya yapıyoruz, patını da kendimiz yapıyoruz, kendimiz hazırlıyoruz. Renklerde de tekstilde kullanılan normal akrilik boyalarla hazırlıyorum. Şimdi gaz yağı koku yaptığından artık gaz yağının yerini tutan farklı ürünler kullanıp, gaz yağı genelde kullanmıyorum. Ama tüm renk boyalarını, elvan çalıştığımız dediğim, bir ürünün önce kara kalemini çalışırsın, içine aynı şekilde ahşap kalıplarla renklendirme şekline, sanatına elvan baskı denir. Bunlarında dediğim gibi boyalarını kendimiz yapıp aynı şekilde devam ettiriyorum.

SORU:   Bastığınız kumaşın özelliği ne?

Ahmet Turan Yaşın: Kumaş türünün pamuklu olması yeterli, pamuklu kumaş ince olur tülbent, bir kalın olur namaz örtüsü, başörtüsü, onun bir daha dolgunu kalın olur, tekstilde, kıyafette kullandığımız ürünler işte bluz, elbise, onun bir kalını dersek, Amerikan bezi tarzında, ham bezlerde işte sofra bezidir, masa örtüsüdür, ev tekstilinde kullanılan ürünlerdir. Ama bunların hepsinin pamuklu olması önemlidir.

MESLEĞİNE HİLE, HURDA KATMAYACAKSIN. YAPTIĞIN İŞE İHANET ETMEYECEKSİN.

SORU:   Ahilikte usta çırak ilişkisi çok önemli ustam, usta çırağı yetiştiriyor. Sizin hayatınıza da baktığımızda Ahilik geleneğinden faydalandınız mı?

Ahmet Turan Yaşın: Ahilik o kadar derin bir şey ki, yani başta dürüst bir insan olacaksın. Mesleğine hile, hurda katmayacaksın. Yaptığın işe ihanet etmeyeceksin. Yani Ahilik başlı başına dürüst bit insan diyeyim. Tabi bu sanat anlamında dürüst bir sanatkârsan Ahiliğin birçok dalını yerine getirmiş oluyorsun. İşte mesleğinde boyasından kısarsan, baskısından kısarsan, nasıl diyeyim işine hile hurda kattığın zaman Ahiliği en baştan bozmuş oluyorsun. Eğer Ahiyim, Ahiliğe adayım diyorsan dürüst insan olman yeterli bence. Sanatın mertebeleri, aşamaları var. bu artık senin sanattaki ustalığın seviyen.

ÇIRAKLIK 3-5 YAŞLARINDAN İTİBAREN BAŞLAR

SORU:   Mesela, dedeniz, babanız hemen bu işe başlattı mı sizi? O süreçte nasıl öğrendiniz?

Ahmet Turan Yaşın: Şimdi tekrar başa dönelim, dediğim gibi ben babamın yanında yetiştim, dedemin sağlığına ve çalıştığına çok yetişemedim. Mevcutta oturduğumuz evi atölye olarak kullanıyorduk. Biz kirada oturuyorduk. Orada çocukken şunu getir, bunu götür, 3-5 yaşlarından itibaren başlar. Yetişecek çırak 8-10 yaşındaysa, baskı tezgâhının baş tarafına oturturlar, ustanın peçesini sürer, yani burada gözlemler. Usta nasıl çalışıyor, ne yapıyor, kalıba yeteri kadar boya, vermesi gereken kadar boyayı ayarladıktan sonra zaten sürekli de ustanın çalıştığı işi gözlemlediğinden yavaş yavaş artık kendisini yetiştirir. Basit olan işlerden artık ustası kani geldiyse kara kalem çalışmalarına, işte gel yavrum şunu yap, şunu sen bas diye, tabi onda da micaz varsa, kişide kendini yetiştirerek artık ilerleyen kademeli işlere doğru devam eder gider, usta yetişir.

SORU:   İlk yaptığınız baskıyı hatırlıyor musunuz?

Ahmet Turan Yaşın: İlk yaptığım baskıyı hatırlıyorum daha doğrusu önceden bu kadar şey yoktu. Tekstildir, kıyafettir, böyle bir şeyler yoktu. Genelde eteklik kumaş çalışırdık. Burada göstereyim, bu tarz ürünlerin desenleri yuvarlak çiftin kumaşa baskı çalıştığımızda, bu çiftin bir kumaş, yuvarlak çalışılır. Ortası dörde katlandığında çok basit bir dikimi var. Hemen ortadan bir makas oyumu oyulduğunda, buraya lastik geçer, uçları kesilir, kloş etek olur. İlk çalıştığım ki o zamanlar çok fazla isteniyordu piyasada, bunlardan çalışmaya başlamıştım.

SORU:   Peki bu yaptıklarınızı sokakta, sağda solda gördüğünüzde nasıl bir duygu oluyor sizde?

Ahmet Turan Yaşın: Normalde sürekli karşılaşıyoruz, bir anımı anlatayım. Almanya’da ramazan festivaline gitmiştim. Festivalde genç bir bayan omuzunda benim yaptığım çantayla gelince, hani burada Türkiye’de karşılaşıyoruz ama orada daha farklı, duygusallaştım. Yani dünyanın her tarafında yaptığımız ürünler kullanılıyor.

SORU:   Yabancıların ilgisi nasıl?

Ahmet Turan Yaşın: Yabancıların ilgisi çok fazla, özellikle bizim ülkemizde daha yeni başladı, geleneksele, doğala dönüş yeni başladı ama bunu Avrupalı, kültürlü insan biliyor. Daha doğrusu pamuklu olması kumaşın, bunun zararlı olmadığını biliyor ve genelde tercihleri özellikle kıyafetlerde pamuklu olması. Bizim ülkemizde de yeni yeni doğala dönüş var. Dediğim gibi ben aşağı yukarı 10-15 civarı ülkeye, farklı tarzlarda etkinliklere gittim. Kültür Bakanlığıyla bazılarına bireysel, bazılarına özel davetlerle gittim. Gittiğimiz yerlerde de ürünlerimiz çok fazla ilgiyle karşılanıyor. İnsanlarda doğal olduğunu bildiği için alıyorlar.

EKMEĞİMİZİ MESLEĞİMİZDEN ÇIKARTIYORUZ.

SORU:   Bu usta-çırak ilişkisi başta olmak üzere mesleğin zorlukları ya da sorunları neler, mesela çırak bulabiliyor musunuz yetiştirmek için?

Ahmet Turan Yaşın: Özellikle bizim mesleğimiz bir sekteye uğradı diyelim. 97 yılında, 87 yılında aldığımız arsayı, rahmetlik Recep Yazıcıoğlu, kendisini rahmetle anıyorum. 84 yılında Tokat valisiydi. Tokat valisi olduğu süre zarfında mesleğimize sık sık gelir giderdi. Bir vali gibi değildi yani bir büyük, bir önder, yanında koruma yok, hiçbir şey yok, ziyaretlerimize gelirdi. Dışarıdan gelen misafirlerini getirir, işte oradaki mesleği gösterir, insanlara bir yön vermeye çalışırdı. Valilik bünyesinde il dışındaki, fuar, festival, etkinliklere buradaki ustalarımızı yönlendirdi. Meslek dışarıda tanındıkça farklı bir boyut, farklı bir yön kazanmış oldu. Bu arada yaptığı bir iyilik daha 87 yılında, Tokat’ın biraz daha şehir merkezi dışında, sanayi bölgesine yakın 15 dönüm arsa aldırdı. Parasını biz vermek şartıyla, yardımcı oldular. 87 yılında alınan arsa, 97 yılında yapıldı, binalarımız hazır hale geldi, 21 esnafla başlayan bir kooperatif, 97 yılında kendi yerlerimize taşındık. Rahmetlik Süleyman Demirel kendisi açılışını yapmıştı. Cumhuriyetimizin 75. Yılında açıldığı için 75.yıl Yazmacılar Sitesi diye adlandırıldı. Mesleğe iyiliği değil, biraz sektesi oldu. Çünkü şehir içinde bulunan handa çalışıyorduk. Dışarıdan gelen insanların gezmesi, ziyaret etmesi kolaydı. O zamanlar Avrupa’dan gelen, hiç gelmese belki haftada 1-2- otobüs Almanya’dan farklı yerlerden turistler gelirdi. Nasıl gelirdi, ne yapardı bilmiyorum ama gelirdi, bunlar gelmeyince biz şehir dışında kaldık. Meslek tabi yeniden sekteye uğradı. Ben o dönemlerde yeni bir iş arayışına, işimiz devam ederken tatmin edici bir iş olmuyordu. Gıda sektörüne yöneldim, o da bizim işimiz olmadığı için belli bir süre sonra iflas ettik. Ama şehir merkezinde tuttuğum atölye, bugüne kadar hala da devam ediyorum, şükürler olsun ekmeğimizi mesleğimizden çıkartıyoruz.

ARTIK USTA ÇIRAK OLAYI TAMAMEN BİTTİ.

SORU:   Burası ne?

Ahmet Turan Yaşın: Burası, Türkiye’nin 2.büyük hanı, İpekyol’u üzerinde bulunan Taşhan, Voyvoda Hanı diye geçiyor, daha önce tarihte böyle adlandırılmış. Çırak olayına gelince eğitim sistemi farklı farklı yönlere girince, özellikle 12 yıllık bir eğitim sistemi olunca, bizim çırak bulma imkânımız tamamen sıfırlandı. Önceden İlkokulu bitiren veya okuyamayan çocukları, hadi sen okuyamıyorsun, seni bir ustanın yanına vereyim, Tokat’ta da bir sektör halindeydi Yazmacılık. Normal Gazioğlu İşhanı’nda atölyeler yetmiyor, herkes evinde, bahçesinde farklı yerlerde atölyeler vardı. Türkiye’nin her tarafına yöresel ürün, yöresel yazma diyeyim daha doğrusu, kullanıldığından gidiyordu. Sonra bu olaylar öldü. Eğitin sistemi 12 yıla çıktığında bugün 6 yaşında okula başlayan bir insan, 12 senede eğitim görüyor veya görmüyor, sonuçta okumak zorunda, 18 yaşında, şimdi 18 yaşında bir personel, okuldan mezun oluyor ama ne bir şey öğrenebilmiş ne kendine bir şey katabilmiş ne de eğitimine devam edebilmiş. Yani sözde lise mezunu bir insan, geliyorlar iş var mı, var canım, kaç lira vereceksin, dediğim gibi biz mesleği zoraki bir yerlere götürmeye çalışırken, bugün 18 yaşındaki bir insanı tatmin edecek bir maaş veremezsin. Daha öncesinde İlkokulu bitiren, okumaya niyeti olmayan bir insanı babası getirir, benim çocuğum bir sanat öğrensin, bunu alın yanınıza yetiştirin yani bir babanın göremediği terbiyeyi, saygıyı, sevgiyi öğretir, mesleğinden de ne öğretebilirse, öğrenir, kendinde kabiliyet varsa belli bir süre sonra atölyesini kurar, bu meslekte devam ederdi. Ama dediğim gibi şimdi 18 yaşındaki bir insan geldiğinde ne mesleğe hevesi var ne arzusu var ne öğrenme yetisi var. Geldiğinde öğrenecek bile olsa bizim onu tatmin edecek, bugünkü şartlarda söylüyorum, bir asgari ücret 4.250 lira, ben şükürler olsun gerçi o kadar şey değil ama bazen oluyor ki bir asgari ücreti kendimize bile çıkartamıyoruz. Gel gör ki bugün çalıştırdığın çırağa, bir asgari ücret vereceksin, sigorta yaptıracaksın, o insanı yetiştireceksin. Onun için artık usta çırak olayı tamamen bitti. Dediğim gibi mesleğimiz de bırakmaya hiç niyetim yok. 10 yaşında kızım var, en küçük çocuğum, mesleğime çok hevesli çünkü uzun süre yanımda kaldı. Çalışırken sürekli yanımda bulunduğundan mesleğime hevesli, onu yetiştirip bu mesleğimi benim adıma devam ettirmesini çok istiyorum.

SEVEREK İSTEYEREK YAPTIĞI BİR SANAT DALI ÇÜNKÜ SANAT ALTIN BİLEZİKTİR

 SORU:   Eskiden Osmanlı padişahları yetiştirilirken bir sanat öğretilirmiş,

Ahmet Turan Yaşın: Takıdır, kolyedir veya marangozdur, bir elinde on marifet gibi, mutlaka her padişahın yöneldiği, yaptığı, severek isteyerek yaptığı bir sanat dalı çünkü sanat altın bileziktir. Bugün sen öğren, bil, yapma, dediğim gibi ben iflas ettiğimde, o zamanlar sanatımla alakalı, paraya dayalı olduğu için bugün bir atölye açmak, yeni yer yapmak kolay değil. Mesleğim şoförlük, şoförlüğü iyi bilirim bu da bir meslektir. Yani iyi derece yapıyorsan, kamyon kullandım, tır kullandım, evimin geçimini temin ettim. Yani sanat olarak bakarsak gerçekten şoförlük te bir sanat.

SORU:   Burada satış yapıyor musunuz, bu Taşhan’ da?

Ahmet Turan Yaşın: Tabii ki, ama Taşhan’ın sezonu 5-6 aydır. Yani burada kışın çoğu insan dükkânını dahi açmaz. Ama benim atölyem olduğu için hem çalışıyorum, gelen insanlarda ürünlerden talep ederse burada satışta yapıyoruz.

SORU:   Size özel sipariş vermek isteyen, ben şöyle bir şey istiyorum diye gelen oluyor mu?

Ahmet Turan Yaşın: Oluyor, günümüzde sosyal medya üzerinden oluyor, yaptığım ürünleri ben sosyal medyada paylaştığım zaman, bende evime bir perde istiyorum ya da şöyle bir yere şu ölçülerde ürün istiyorum diye sosyal medya üzerinden iletişime geçiyorlar, onlara da yardımcı olmaya çalışıyorum ve yapıyorum.

HER BİR YAZMA BİR YÖREYİ TEMSİL EDER

SORU:   Yazmanın bir dili var mı? Yazmacılık dili? Hani bu nedir, namazda kullanır, örtüde kullanır, matemde kullanır? Yazmaların dilinden bahseder misin?

Ahmet Turan Yaşın: Her bir yazma bir yöreyi temsil eder. Şu elimdeki Elmalı Yazma, genelde rengi itibariyle Tokat’ın Zile yöresinde kullanılır. Kenarlarına pul işleme yaparlar. Aynı yazmanın yarım elmalısı, bugün anası babası olmayan yetim olan bir kız bir evden yetim olarak çıktığında onun başına yarım elmalı bağlarlarmış. Şimdi her bir yazma yöreyi temsil ettiği için zamanında yapılmış, işte saatli yazma, oraklı yazma, elmalı yazma, yarım elmalı yazma, drama, Bartın, fulyalı dediğim gibi örtünme oranı çok olduğu için eskiden herkesin bulunduğu yöreyi temsil eden rengi ve deseni itibariyle yöresel bir yazması vardı. O yörenin bir dili vardı.

OSMANLILAR, VERGİDEN DOLAYI VEYA SARAYA ÇALIŞTIKLARINDAN DOLAYI BİR ŞEKİLDE YAZMACILIĞI TOKAT’LA SINIRLANDIRMIŞLAR.

SORU:   Tokat için Yazmacı’lığın önemi nedir?

Ahmet Turan Yaşın: Önemi, ta ki Osmanlılar zamanında meslek çok gelir getirdiği için, birçok ürün de saraya çalışıldığı için Tokat’la sınırlandırılmış ki dışarılara çıkmasın veya bir söyleme göre de bilgi alma olayı dağılmasın diye Tokat’la sınırlandırılmış. Sonradan farklı ustaların göç etmesiyle veya farklı bir yere gitmesiyle, mesela Kastamonu, Kastamonu’nda da şuan Valilik ve belediyenin biraz destekleriyle, Tokat’tan usta götürdüler, yetiştirdiler orada yeniden canlandırdılar. Ama eskiden yapılırmış, Beypazarı’nda, Kastamonu’da, Konya’da, İstanbul’da, buralarda da yazmalar yapılırmış. İlk başta, öncesinde Osmanlılar, dediğim gibi vergiden dolayı veya saraya çalıştıklarından dolayı bir şekilde bunu Tokat’la sınırlandırmışlar.

EL BASKISINDA ARALARINDAKİ MESAFE NE DİYEYİM İŞTE 1 SANTİMSE 1 SANTİM, 1 MİLİM OYNAR BELKİ İLERİ GERİ OLUR

SORU:   Müşteriler bunları el baskısı olduğuna  neden inanmıyor ?

Ahmet Turan Yaşın: Şimdi bir usta olarak biz bunu çalışıyoruz, müşteriye açtığımız zamanlar bunun el baskısı olduğuna inanmıyorlar işi bilmeyen insanlar, bunun muntazam dizaynı, desenlerin yerleştirilmesi, aralarındaki eşitlik, buna inanmıyorlar ama tabi biz üzerine marka ve logoyu bastığım için o da tabi birbirinin farklı yerlerindedir. Yine de yaptığım şeyi, Ahmet Turan Yaşın diye basıyorum. Bunu da hep aynı yere basmıyorum tabi, birinin bir tarafına, birinin başka tarafına ki bilsinler. Serigrafi olsa noktası, virgülüne kadar aynı yerde olur ama bunları dizayn etmek o kadar kolay, o kadar güzel bir şey ki, usta olan bir insan artık kalıp alıştığında, kumaşın üzerine gidip kendisi yerini buluyor. Aralarındaki mesafe ne diyeyim işte 1 santimse 1 santim, 1 milim oynar belki ileri geri olur ama bununda özelliği budur, bu şekilde çalışıyorum.

SORU:   Ünlülerden, meşhurlardan sizin müşteriniz var mı? Sizin yaptıklarınızla ilgili yorumları olanlar?

Ahmet Turan Yaşın: Öyle bir ortam olmadı yani sohbetlerimiz oldu, gittiğimiz etkinliklerde de mesela Arif Sağ ustama güzel bir masa örtüsü hediye ettim, Coşkun Sabah’a gittiğimizde bir masa örtüsü hediye ettim. Gittiğimiz yerlerde bunun gibi hediyeler sunuyoruz da bayan olup biraz daha üzerinde kıyafet ya da o tarz bir şeyler olacak ki evinde kullanmak yerine, bunu da beğenerek kullanacağına eminim ama onlarla da öyle bir ortam olmadığı için kimseyle bir diyaloğum olmadı.

Anadolu’nun Ahisiyiz, Üreten Türkiye’nin Hizmetindeyiz.

TOKAT’IN OLMAZSA OLMAZ MESLEĞİ YAZMACILIK,

SORU:   Basmac ‘lığın bu proje kapsamında Tokat’ı temsil etmesi, seçilmesiyle ilgili düşünceniz nedir?

Ahmet Turan Yaşın: Baskı zaten Tokat’a özgü bir meslek olduğu için illaki Tokat seçilecekti. Böyle bir meslekte Tokat’ın olmazsa olmaz mesleği Yazmacılık, kardeş il olarak ta Siirt’in seçilmesi bizi mutlu etti. Mesleğimize verilen değer, daha doğrusu insanların mesleğimizi ön plana çıkartması, duyarlı olması, bu şekilde yayılmasına yardımcı olması bizi sevindiriyor.

Siirt esnafına, Tokat’tan Tokat esnafları olarak selam ve saygılarımı sunuyorum.

 

Dünya Esnaf ve Sanatkarlar Derneği

Dünya Esnaf ve Sanatkarlar Derneği'ne ait kurumsal bilgilerin, proje, çalışmalar ve etkinliklerin yer aldığı kurumsal web sitesi.

Dünya Esnaf ve Sanatkarlar Derneği

Yukarı Öveçler Mah.1315 Cad. Can Apt No:7/1 ANKARA Dernek Kodu 06 141 169 Başkent VD 3220929794
06460 Çankaya / Ankara

Dernek Yazılımı: Medya İnternet™ - Dernek Sitesi Kulga © Tüm Hakları Saklıdır.